İçeriğe geç
Veciz Fetvalar
Çeşitli Meseleler

Soru

SORU:Yalanın caiz olduğu yerler var mıdır?

Cevap

Görüntülenme:9

CEVAP:Yalan söylemek dinimizce büyük günahlardan sayılmakla birlikte, bazı özel durumlarda meşru olarak kabul edilmiştir.Tirmîzinin nakline göre ''Esmâ Bintu Yezid(rad.anhâ) anlatıyor:Resulullah(sav) buyurdular ki ''Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi, sizi yalanın peşine düşmeye sevk eden şey nedir? Halbuki üç yer hariç yalanın her çeşidi Âdemoğluna haramdır.Bu üç yere gelince:

1-Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı,

2-Harbde söylenecek yalan.Çünkü harb bir hileden ibarettir.

3-İki müslümanın arasında, sulhü sağlamak kasdıyla söylenen yalan.''(1)

Başka bir hadiste ''Ümmü Külsüm Bintu Ukbe(rd.anhâ) anlatıyor:Resûlullah'ı(sav) işittim diyordu ki: ''İki kişinin arasını düzelten, hayır söyleyip,hayır tebliğ eden kimse yalancı değildir.''(2)

Ulemâ, bu ve bunun gibi başka hadislerin ışığında, yalanla neyin kastetildiği hakkında ihtilaf etmişlerdir.

İmam Nevevî ''Bu üç halde yalanın cevazında ihtilaf yoktur.Ancak buralardaki mübah olan yalandan murad nedir? Bunda ihtilaf edilmiştir.Bir kısım ulema ''Bu hadisin ıtlakı üzeredir''diyerek bu üç durumda maslahat için olmayacak şeyin söylenmesini caiz görür ve ''mazmum olan yalan zarar getiren yalandır''derler.Bu görüşlerine Hz. İbrahim(as)'in ayette gelen şu sözlerini delil getirirler''Bunu yapsa yapsa şu büyükleri yapmıştır''Enbiya-63) Yine kavmi onu putpereslikle ilgili bir merasime dahil etmek isteyince yıldıza bakıp ''Ben hastayım''(Saffat-89) der ve bu söz üzerine onu yalnız bırakırlar.Hz.İbrahim(as) Mısır'a vardığı zaman karısı Hz.Sâre için ''o kız kardeşimdir'' demesi bir başka örnektir.Bu meyanda zikredilen bir başka örnek Yusuf(as)'un münâdisinin şu sözüdür''Ey kervan sahipleri sizler hırsızsınız''(Yusuf-70)Bu misalleri veren alimler ''Şurası muhakkak ki bir zâlim, bir adamı öldürmek istese, oda bir şahsın yanında saklanmış olsa, mezkur şahsa, onun nerede olduğunu bilmediği hususunda yemin etmesi vacip olur''derler.''(Müslim şerhi c:8 s:404 )Bir kısım ulema da şöyle demiştir. ''Hiç bir şeyde yalan caiz olmaz.Bu sadedde mübâha delalet zımmında gelen örneklerde asıl murad olan tevriye ve meârız'ın(kapalı,bir kaç manaya gelen kelimelerin)kullanılmasıdır, sarih(açık) yalan değildir.Mesela erkeğin hanımına ihsanda bulunacağını, falan kumaştan alacağını vaadetmesi ve bu sırada ''Allah takdir ederse'' diye niyetlenmesi gibi.Hasılı bu ruhsat, kişinin bir kaç mânaya muhtemel bir kelam söyleyerek, muhatabın kendi hoşuna giden mânada anlamasına imkan tanımayadır.Arayı düzeltmeye çalışıyorsa birinden diğerine güzel sözler nakleder ve tevriyede bulunur.Savaştaki yalan da böyledir.Mesela, düşmanına ''imamımız öldü'' der, ama bunu derken, geçmişte ölmüş bulunan imamlarını kasteder veya ''yarın bize yardım, yiyecek ..vs. gelecek'' der.Bütün bunlar mübah olan meârize örnektir ve her biri de câizdir.Bunlar Hz. İbrahim ve Hz. Yusufun kıssalarını ve bu sadedde gelenleri meârize tevil ettiler.Kocanın kadına, kadının kocaya yalanı, bir sevgi izharıyla, mutlaka olması gerekmeyen bir hususta vaadde bulunmakla ilgilidir.Yoksa kadın veya erkek üzerindeki bir hakkı ortadan kaldıracak ve berikinin veya ötekinin olmayan bir hakkı gasbettirecek bir aldatma, bütün müslümanların icmâı ile haramdır''.(3)demektedir.

Yine İmam Nevevî harbde yalan söylemenin mübahlığı konusunu işlerken ''Zâhir olan meârizle yetinmenin efdal olduğudur''diyerek bu konudaki kendi görüşünü belirtmektedir(4)

İbn-i Âbidin Reddül Muhtar'ın hâşiyesinde şunları nakleder:

''Hakkını ihyâ(koruma,canlı tutma) ve zâlimin kendisine zulmünü def etmek için, yalan mübahtır.Örneğin, şufâ hakkına sahip şefîinin geceleyin satış akdini bilip fakat sabah olunca ''şimdi daha yeni öğrendim''diyerek akdi ilk önce kendisinin yapma hakkını koruması gibi.Kezâ, baliğ olmayan küçük kız geceleyin baliğ olur, sabah olunca da, koca ve kendisi namına velîleri tarafından yapılan nikah akdini bozmak içinde ''şimdi kanı gördüm''diyerek nikah akdini ortadan kaldırma hakkını muhafaza etmesi gibi.

Yalan söylemek kimi zaman mübah, kimi zamanda vacip olur.Buradaki kural şudur:Övülen her bir maksada ulaşma, doğru ve yalanla her ikisiyle birlikte mümkünse, yalan haram olur.Eğer hedeflenen maksad, mübâh olur ve sadece yalanla ulaşma mümkün oluyorsa, o halde yalan mübah olur.Elde edilmesi vacip olan bir maksada, sadece yalanla ulaşmak mümkün olursa, yalan vacip olur.Şöyle ki,öldürmeye veya eziyet yapmaya çalışan bir zâlim tarafından aranılan masum bir kişinin, yerini bildiği halde kendisine sorulduğunda yerini inkar ederek yalan konuşması vaciptir.Bunun gibi başkasının malı olan bir emaneti almaya çalışan kimseye karşı, emanetin kendisinde olmadığını inkar etmeside vaciptir.Ne zaman ki; iki kişinin arasını barıştırma,savaş ve cinayete maruz kalanın  kalbini meylettirme maksadıyla yalnız yalan konuşmakla sonuca ulaşılacaksa, yalan mübâh olur.Zinâ veya içki içen gibi, günah işleyen birisini gören kimse, o işi yapan hakkında, sultan kendisine sorduğunda ''o kimse onu yapmadı'' demesi gerekir,çünkü kötü ahlaklı birisini (izhar)açığa çıkarmak değişik yönden bir kötülüktür.Yine, kendisine sır verenlerin sırrını ''bilmiyorum'' diyerek inkar

edebilir. Yalanın zararını, doğruluğa terettüb eden zararla karşılaştırmalıdır.Şayet, doğru söylemenin zararı yalandan daha şiddetliyse, yalan konuşması gerekir.Eğer aksi olur veya şüpheye düşerse, yalan konuşması haramdır.Yalan konuşma, sadece kendisini ilgilendiriyorsa, yalan konuşmaması müstehaptır.Başkası ile ilgili olursa,diğerinin hakkını korumak için doğru konuşmasına müsamaha yoktur.İhtiyat, mübah olan yerlerde yalanı terketmektir.Âdet olan mübâlağalı şeylerde yalan yoktur.Örneğin, ''sana bin defa geldim''demesi gibi.Bu durum gelinmenin sayısını anlatmak değil, muhâtaba birden fazla gelindiğini anlatmak içindir.Eğer ki sadece bir defa gelinmişse yalan konuşmuş olur.Mübalağanın cevazına delil de, peygamber(sav)'den gelen şu sahih hadisdir:''Ebu Cehm sopasını boynundan indirmez ''(5)(Şârihler bu sözle Ebu Cehm'in çok seyahat ettiğinden veya esah olan görüşe göre de çok döven bir kimse olduğundan ima ile kastedildiğini söylemişlerdir.)

İbn-i Hacer El-Mekkî''Mübalağa üzerine haml olunmadığı takdirde şiirde gelen yalan da istisna edilmiştir.Meselâ, şâirin''gece ve gündüz seni çağırıyorum, seni senâ etmediğim bir mecliste bulunmam'' demesi gibi.Şâirin buradaki maksadı doğruluk değil,o şiirde bir sanattır.Nevevî ve Râfî yukarıdaki görüşü Kaffâl ve Saydulânî'den naklettikten sonra ''Bu, son derece güzeldir '' dediler.

Hadisi şerifteki yalandan muradın ta'rizler olduğunu, çünkü kizbin aynısının haram olduğunu Tahavî'den nakleden İbn-i Âbidin ''Doğru olan da budur.Allah(cc) Kur'anda''Yalancılar kahrolsun(6)''buyurduğu gibi peyğamber(sav)'de''yalan günahkarla beraberdir ve her ikiside cehennemdedir''demiştir.Bizâtihi yalan necât ve istenilenin elde edilmesi için bir araç görülmemiştir.''diyerek kendi görüşünü ifade etmektedir(7).Yine devamla''Ben derim ki, Ali, İmran İbn-i Hüseyin ve diğerlerinden merfu olarak gelen şu hadis''tâ'rizlerde, yalandan uzaklık(kurtuluş) vardır'' bunu doğrular ve destekler.Bu durum, yemeğe davet edilen kimsenin ''ben yedim'' diyerek dünkü yediğine niyet etmesi gibidir.İbrâhim(as)'ın kıssasında olduğu gibi.O zaman hadisde gelen üç istisnâ, üç yerde yalanın benzeri vardır anlamına gelir.Bu cihetten ta'riz bir ihtiyaç varken mübah olur, ihtiyaç olmadığı takdirde mübah olmaz, her ne kadar konuşulan söz yalan olmasa bile.Çünkü, yalanı vehmettirir.İhya’da ''Hakikî bir maksatla mübah olan meârizler ne güzeldir.Örneğin, başkasının gönlünü mizahla hoş tutmak için, peyğamber(sav)den gelen şu rivayetler,''İhtiyarlar cennete giremez'', ''kocanın gözünde beyazlık vardır'' ve ''seni bir deve yavrusuna bindireceğiz'' gibi buna benzer olanlar meârize birer örnektir'' denilmiştir.Bezâziyyede'de ''yalandan maksadın halis yalan olmadığı, meârizin kastedildiğini söylemektedir.(8).

 

Bu mevzû ile alakadar olduğunu tahmin ettiğimiz Üstad'ın şu sözleri zamanımıza güzel bir ışık tutmaktadır'' Necat yalnız sıdkla doğrulukla olur.''Urvetü'l-vüska'' sıdktır.Yani en muhkem ve onunla bağlanacak zincir doğruluktur.Amma maslahat için kizb ise, zaman onu nesh etmiş.Maslahat ve zaruret için bazı alim ''muvakkat'' fetvası vermişler.Bu zamanda o fetva verilmez.Çünkü, okadar su-i istimal edilmişki yüz zararı içinde bir menfaatı olabilir.Onun için hüküm maslahata bina edilemez.Mesela,seferde namazı kasretmenin sebebi, meşekkattir.Fakat illet olamaz.Çünkü muayyen bir haddi yoktur.Su-i istimale düşebilir.Belki illet yalnız sefer olabilir.Aynen öyle de maslahat dahi yalan söylemeye illet olamaz .Çünkü muayyen bir haddi yok, su-i istimale müsait bir bataklıktır.Hükm-ü fetva ona bina edilemez.Öyle ise yol ikidir,üç değildir.Ya doğru, ya yalan, ya sükut değildir.''

Kaynaklar

1-Tirmizî -1940

2- Buhâri,sulh:2 Müslim Birr:101(2605) Ebu Davud edeb:58(4921) Tirmizî,Birr:26(1939)

3- İmam Nevevî-Müslim şerhi c:8 s:404-İbrahim Canan-Kütüb-i Sitte

4- Müslim şerhi c:6 s:288

5- Müslim-talak-36(1480

6 Zâriyat-10

7- İbn-i Âbidin Hâşiyetü Reddi’l Muhtar c:6 s:428

8- age s:428

Çeşitli Meseleler konusunda diğer sorular