Soru
Sünnet namazlarını terk eden kimse, günahkar olur mu?
Cevap
Görüntülenme:20
Bir kimse, sünnet namazların hak olduğunu inkar ederse, muhakkak kâfir olur. Çünkü o kimse, sünnet namazlarını hafif görerek terk etmiştir.
Fakat hak olduğunu inkar etmeyerek, yani hak olduğunu görerek, sünnetleri terk ederse, sahih olan görüşe göre, günahkar olur.
İbni Âbidin’de “müeekket sünnetlerin terki, günaha girme hususunda vacibe yakındır. Özrü yokken ısrarla terk eden kimse, zem ve delaletle vasıflanmayı hak eder” demektedir.
Ayrıca sabah namazının sünneti hakkında İbn-i Âbidin “eğer onun meşru olduğunu bir şüpheden veya delili te’vilden dolayı inkar ediyorsa, küfre girmesinden korkulur. Eğer bu nedenlerden değilse, küfrüne kesin hüküm vermek gerekir. Çünkü icmâ ile sabit olup, dinde olduğu zaruriyetle bilinen bir şeyi, inkar etmiştir.” demektedir.
Fakat hak olduğunu inkar etmeyerek, yani hak olduğunu görerek, sünnetleri terk ederse, sahih olan görüşe göre, günahkar olur.
İbni Âbidin’de “müeekket sünnetlerin terki, günaha girme hususunda vacibe yakındır. Özrü yokken ısrarla terk eden kimse, zem ve delaletle vasıflanmayı hak eder” demektedir.
Ayrıca sabah namazının sünneti hakkında İbn-i Âbidin “eğer onun meşru olduğunu bir şüpheden veya delili te’vilden dolayı inkar ediyorsa, küfre girmesinden korkulur. Eğer bu nedenlerden değilse, küfrüne kesin hüküm vermek gerekir. Çünkü icmâ ile sabit olup, dinde olduğu zaruriyetle bilinen bir şeyi, inkar etmiştir.” demektedir.
Kaynaklar
رَجُلٌ تَرَكَ سُنَنَ الصَّلَاةِ إنْ لَمْ يَرَ السُّنَنَ حَقًّا فَقَدْ كَفَرَ؛ لِأَنَّهُ تَرَكَهَا اسْتِخْفَافًا وَإِنْ رَآهَا حَقًّا فَالصَّحِيحُ أَنَّهُ يَأْثَمُ؛ لِأَنَّهُ جَاءَ الْوَعِيدُ بِالتَّرْكِ. كَذَا فِي مُحِيطِ السَّرَخْسِيِّ الشاملة الهندية 1\112.
(قَوْلُهُ وَيُخْشَى الْكُفْرُ عَلَى مُنْكِرِهَا) أَيْ مُنْكِرِ مَشْرُوعِيَّتِهَا إنْ كَانَ إنْكَارُهُ لِشُبْهَةٍ أَوْ تَأْوِيلِ دَلِيلٍ، وَإِلَّا فَيَنْبَغِي الْجَزْمُ بِكُفْرِهِ لِإِنْكَارِهِ مُجْمَعًا عَلَيْهِ مَعْلُومًا مِنْ الدِّينِ بِالضَّرُورَةِ كَمَا قَدَّمْنَاهُ أَوَّلَ الْبَابِ ابن عابدين 2\15
(قَوْلُهُ وَسُنَّ مُؤَكَّدًا) أَيْ اسْتِنَانًا مُؤَكَّدًا؛ بِمَعْنَى أَنَّهُ طُلِبَ طَلَبًا مُؤَكَّدًا زِيَادَةً عَلَى بَقِيَّةِ النَّوَافِلِ، وَلِهَذَا كَانَتْ السُّنَّةُ الْمُؤَكَّدَةُ قَرِيبَةً مِنْ الْوَاجِبِ فِي لُحُوقِ الْإِثْمِ كَمَا فِي الْبَحْرِ، وَيَسْتَوْجِبُ تَارِكُهَا التَّضْلِيلَ وَاللَّوْمَ كَمَا فِي التَّحْرِيرِ: أَيْ عَلَى سَبِيلِ الْإِصْرَارِ بِلَا عُذْرٍ كَمَا فِي شَرْحِهِ وَقَدَّمْنَا بَقِيَّةَ الْكَلَامِ عَلَى ذَلِكَ فِي سُنَنِ الْوُضُوءِ
12-2
(قَوْلُهُ وَيُخْشَى الْكُفْرُ عَلَى مُنْكِرِهَا) أَيْ مُنْكِرِ مَشْرُوعِيَّتِهَا إنْ كَانَ إنْكَارُهُ لِشُبْهَةٍ أَوْ تَأْوِيلِ دَلِيلٍ، وَإِلَّا فَيَنْبَغِي الْجَزْمُ بِكُفْرِهِ لِإِنْكَارِهِ مُجْمَعًا عَلَيْهِ مَعْلُومًا مِنْ الدِّينِ بِالضَّرُورَةِ كَمَا قَدَّمْنَاهُ أَوَّلَ الْبَابِ ابن عابدين 2\15
(قَوْلُهُ وَسُنَّ مُؤَكَّدًا) أَيْ اسْتِنَانًا مُؤَكَّدًا؛ بِمَعْنَى أَنَّهُ طُلِبَ طَلَبًا مُؤَكَّدًا زِيَادَةً عَلَى بَقِيَّةِ النَّوَافِلِ، وَلِهَذَا كَانَتْ السُّنَّةُ الْمُؤَكَّدَةُ قَرِيبَةً مِنْ الْوَاجِبِ فِي لُحُوقِ الْإِثْمِ كَمَا فِي الْبَحْرِ، وَيَسْتَوْجِبُ تَارِكُهَا التَّضْلِيلَ وَاللَّوْمَ كَمَا فِي التَّحْرِيرِ: أَيْ عَلَى سَبِيلِ الْإِصْرَارِ بِلَا عُذْرٍ كَمَا فِي شَرْحِهِ وَقَدَّمْنَا بَقِيَّةَ الْكَلَامِ عَلَى ذَلِكَ فِي سُنَنِ الْوُضُوءِ
12-2