Soru
Yatalak hasta bir kimsenin altında necis bir döşek olsa, değiştirmeden namazını kılması câiz midir?
Cevap
Görüntülenme:16
Hasta bir kimsenin altında necis bir döşek-örtü olsa, eğer temiz bir döşek bulamazsa veya bulur, fakat yatağı değiştirecek kimse bulamazsa, bu durumda pis döşekte namazını kılar. İyileştiğinde namazı iade de etmez.
Eğer yatağını, temiziyle değiştirecek bir kimse bulursa, değiştirmesini o kimseden ister. Eğer yanındaki kimseye söylemez, o pis döşeğin-örtünün üstünde namazını kılarsa, namazı câiz olmaz.
Bu görüş imameynin görüşüdür. İmam-ı Âzam’a göre ise, yanındaki kimseye söylemese dahi namazı câiz olur.
Burada imameyn ile İmam-ı Âzam arasındaki ihtilaf, şundan kaynaklanmaktadır; bir kimse başkasının gücüyle, gücü yetmiş olur mu? İmam-ı Âzam'a göre, başkasının yardımıyla, gücü yetmiş olmaz, İmameyne göre ise, gücü yetmiş olur.
İbn-i Âbidin'de ise, daha açıklamalı ve yatalak hastalara genişlik veren bir görüş daha vardır, şöyle ki; Bir kimsenin akıcı bir yarası olsa, üzerini bezle bağlasa, namaza engel olan dirhem miktarından fazla kan veya irin beze veya elbisesine isabet etse, eğer bu kimse yeni bir bez koysa, namazı bitirmeden tekrar kan veya irin aynı şekilde bezi veya elbisesini kirletecekse, bu kimse bezi veya elbisesini yıkamadan bu şekilde namaz kılması câizdir.
Eğer böyle değilse, muhtar olan görüşe göre, bu şekilde, yani bezi ve elbisesine isabet eden necaseti(kan ve irini) temizlemeden namaz kılması câiz değildir. Aynı şekilde, hasta veya yatalak hastalar da, altına serilen yaygı veya örtü, döşek gibi şeyler, hemen kirlenecekse, yani namazı bitirmeden namaza mani olan miktar tekrar kan veya irin aynı şekilde örtüyü necis yaparsa, yıkamayı terk edebilirler. Hatta ikinci örtüyü altına veya bulaşan elbisesini değiştirseler, eğer hastalığı artacaksa, bu halde de, namazını kılabilirler.
Bir görüşe göre, aslen yıkaması vacip değildir.
Diğer bir görüşe göre de, akan şey bir defa bulaşacaksa, yıkamak vacip, ikinci defa bulaşacaksa, vacip değildir. İmam Serahsî bu görüşü tercih etmiştir. Bedâyi sahibise, ulemanın bu görüşü seçtiklerini ve bu görüşün sahih olduğunu bildirmiştir.
Nitekim İbn-i Âbidin de, metindeki görüşle, zikr olunan görüşün birleştirilmesi mümkün olmaz ise, bu görüşün özürlüler için daha uygun ve genişlik ifade ettiğini bildirmektedir
Eğer yatağını, temiziyle değiştirecek bir kimse bulursa, değiştirmesini o kimseden ister. Eğer yanındaki kimseye söylemez, o pis döşeğin-örtünün üstünde namazını kılarsa, namazı câiz olmaz.
Bu görüş imameynin görüşüdür. İmam-ı Âzam’a göre ise, yanındaki kimseye söylemese dahi namazı câiz olur.
Burada imameyn ile İmam-ı Âzam arasındaki ihtilaf, şundan kaynaklanmaktadır; bir kimse başkasının gücüyle, gücü yetmiş olur mu? İmam-ı Âzam'a göre, başkasının yardımıyla, gücü yetmiş olmaz, İmameyne göre ise, gücü yetmiş olur.
İbn-i Âbidin'de ise, daha açıklamalı ve yatalak hastalara genişlik veren bir görüş daha vardır, şöyle ki; Bir kimsenin akıcı bir yarası olsa, üzerini bezle bağlasa, namaza engel olan dirhem miktarından fazla kan veya irin beze veya elbisesine isabet etse, eğer bu kimse yeni bir bez koysa, namazı bitirmeden tekrar kan veya irin aynı şekilde bezi veya elbisesini kirletecekse, bu kimse bezi veya elbisesini yıkamadan bu şekilde namaz kılması câizdir.
Eğer böyle değilse, muhtar olan görüşe göre, bu şekilde, yani bezi ve elbisesine isabet eden necaseti(kan ve irini) temizlemeden namaz kılması câiz değildir. Aynı şekilde, hasta veya yatalak hastalar da, altına serilen yaygı veya örtü, döşek gibi şeyler, hemen kirlenecekse, yani namazı bitirmeden namaza mani olan miktar tekrar kan veya irin aynı şekilde örtüyü necis yaparsa, yıkamayı terk edebilirler. Hatta ikinci örtüyü altına veya bulaşan elbisesini değiştirseler, eğer hastalığı artacaksa, bu halde de, namazını kılabilirler.
Bir görüşe göre, aslen yıkaması vacip değildir.
Diğer bir görüşe göre de, akan şey bir defa bulaşacaksa, yıkamak vacip, ikinci defa bulaşacaksa, vacip değildir. İmam Serahsî bu görüşü tercih etmiştir. Bedâyi sahibise, ulemanın bu görüşü seçtiklerini ve bu görüşün sahih olduğunu bildirmiştir.
Nitekim İbn-i Âbidin de, metindeki görüşle, zikr olunan görüşün birleştirilmesi mümkün olmaz ise, bu görüşün özürlüler için daha uygun ve genişlik ifade ettiğini bildirmektedir
Kaynaklar
مُفَارَقَةُ الْمَرِيضِ لِلصَّحِيحِ فِيمَا هُوَ عَاجِزٌ عَنْهُ فَأَمَّا فِيمَا يَقْدِرُ عَلَيْهِ فَهُوَ كَالصَّحِيحِ فَإِنْ كَانَ يَعْرِفُ الْقِبْلَةَ وَلَكِنْ لَا يَسْتَطِيعُ أَنْ يَتَوَجَّهَ إلَى الْقِبْلَةِ وَلَمْ يَجِدْ أَحَدًا يُحَوِّلُهُ إلَى الْقِبْلَةِ فِي ظَاهِرِ الرِّوَايَةِ أَنَّهُ يُصَلِّي كَذَلِكَ وَلَا يُعِيدُ فَإِنْ وَجَدَ أَحَدًا يُحَوِّلُهُ إلَى الْقِبْلَةِ يَنْبَغِي أَنْ يَأْمُرَهُ حَتَّى يُحَوِّلَهُ فَإِنْ لَمْ يَأْمُرْهُ وَصَلَّى عَلَى غَيْرِ الْقِبْلَةِ لَا يَجُوز
وَكَذَلِكَ إذَا كَانَ عَلَى فِرَاشٍ نَجِسٍ إنْ كَانَ لَا يَجِدُ فِرَاشًا طَاهِرًا أَوْ يَجِدُهُ لَكِنْ لَا يَجِدُ أَحَدًا يُحَوِّلُهُ إلَى فِرَاشٍ طَاهِرٍ يُصَلِّي عَلَى الْفِرَاشِ النَّجِسِ وَإِنْ كَانَ يَجِدُ أَحَدًا يُحَوِّلُهُ إلَى فِرَاشٍ طَاهِرٍ يَنْبَغِي أَنْ يَأْمُرَهُ حَتَّى يُحَوِّلَهُ فَإِنْ لَمْ يَأْمُرْهُ وَصَلَّى عَلَى الْفِرَاشِ النَّجِسِ لَا يَجُوزُ، هَكَذَا فِي الْمُحِيطِ الشاملة الهندية 1\137
قال أبو حنيفة رحمه الله: يجوز، وقالا: لا يجوز
الشاملة المحيط البرهاني 1\148
(وَإِنْ سَالَ عَلَى ثَوْبِهِ) فَوْقَ الدِّرْهَمِ (جَازَ لَهُ أَنْ لَا يَغْسِلَهُ إنْ كَانَ لَوْ غَسَلَهُ تَنَجَّسَ قَبْلَ الْفَرَاغِ مِنْهَا) أَيْ: الصَّلَاةِ (وَإِلَّا) يَتَنَجَّسْ قَبْلَ فَرَاغِهِ (فَلَا) يَجُوزُ تَرْكُ غَسْلِهِ، هُوَ الْمُخْتَارُ لِلْفَتْوَى وَكَذَا مَرِيضٌ لَا يَبْسُطُ ثَوْبَهُ إلَّا تَنَجَّسَ فَوْرًا لَهُ تَرْكُهُ
وَقِيلَ لَا يَجِبُ غَسْلُهُ أَصْلًا، وَقِيلَ: إنْ كَانَ مُقَيَّدًا بِأَنْ لَا يُصِيبَهُ مَرَّةً أُخْرَى يَجِبُ. وَإِنْ كَانَ يُصِيبُهُ الْمَرَّةَ بَعْدَ الْأُخْرَى فَلَا وَاخْتَارَهُ السَّرَخْسِيُّ بَحْرٌ.
قُلْت: بَلْ فِي الْبَدَائِعِ أَنَّهُ اخْتِيَارُ مَشَايِخِنَا، وَهُوَ الصَّحِيحُ اهـ فَإِنْ لَمْ يُمْكِنْ التَّوْفِيقُ بِحَمْلِهِ عَلَى مَا فِي الْمَتْنِ فَهُوَ أَوْسَعُ عَلَى الْمَعْذُورِينَ
ابن عابدين 1\306-7
فِي الْخُلَاصَةِ مَرِيضٌ مَجْرُوحٌ تَحْتَهُ ثِيَابٌ نَجِسَةٌ، إنْ كَانَ بِحَالٍ لَا يُبْسَطُ تَحْتَهُ شَيْءٌ إلَّا تَنَجَّسَ مِنْ سَاعَتِهِ لَهُ أَنْ يُصَلِّيَ عَلَى حَالِهِ، وَكَذَا لَوْ لَمْ يَتَنَجَّسْ الثَّانِي إلَّا أَنَّهُ يَزْدَادُ مَرَضُهُ لَهُ أَنْ يُصَلِّيَ فِيهِ بَحْرٌ مِنْ بَابِ صَلَاةِ الْمَرِيضِ
وَكَذَلِكَ إذَا كَانَ عَلَى فِرَاشٍ نَجِسٍ إنْ كَانَ لَا يَجِدُ فِرَاشًا طَاهِرًا أَوْ يَجِدُهُ لَكِنْ لَا يَجِدُ أَحَدًا يُحَوِّلُهُ إلَى فِرَاشٍ طَاهِرٍ يُصَلِّي عَلَى الْفِرَاشِ النَّجِسِ وَإِنْ كَانَ يَجِدُ أَحَدًا يُحَوِّلُهُ إلَى فِرَاشٍ طَاهِرٍ يَنْبَغِي أَنْ يَأْمُرَهُ حَتَّى يُحَوِّلَهُ فَإِنْ لَمْ يَأْمُرْهُ وَصَلَّى عَلَى الْفِرَاشِ النَّجِسِ لَا يَجُوزُ، هَكَذَا فِي الْمُحِيطِ الشاملة الهندية 1\137
قال أبو حنيفة رحمه الله: يجوز، وقالا: لا يجوز
الشاملة المحيط البرهاني 1\148
(وَإِنْ سَالَ عَلَى ثَوْبِهِ) فَوْقَ الدِّرْهَمِ (جَازَ لَهُ أَنْ لَا يَغْسِلَهُ إنْ كَانَ لَوْ غَسَلَهُ تَنَجَّسَ قَبْلَ الْفَرَاغِ مِنْهَا) أَيْ: الصَّلَاةِ (وَإِلَّا) يَتَنَجَّسْ قَبْلَ فَرَاغِهِ (فَلَا) يَجُوزُ تَرْكُ غَسْلِهِ، هُوَ الْمُخْتَارُ لِلْفَتْوَى وَكَذَا مَرِيضٌ لَا يَبْسُطُ ثَوْبَهُ إلَّا تَنَجَّسَ فَوْرًا لَهُ تَرْكُهُ
وَقِيلَ لَا يَجِبُ غَسْلُهُ أَصْلًا، وَقِيلَ: إنْ كَانَ مُقَيَّدًا بِأَنْ لَا يُصِيبَهُ مَرَّةً أُخْرَى يَجِبُ. وَإِنْ كَانَ يُصِيبُهُ الْمَرَّةَ بَعْدَ الْأُخْرَى فَلَا وَاخْتَارَهُ السَّرَخْسِيُّ بَحْرٌ.
قُلْت: بَلْ فِي الْبَدَائِعِ أَنَّهُ اخْتِيَارُ مَشَايِخِنَا، وَهُوَ الصَّحِيحُ اهـ فَإِنْ لَمْ يُمْكِنْ التَّوْفِيقُ بِحَمْلِهِ عَلَى مَا فِي الْمَتْنِ فَهُوَ أَوْسَعُ عَلَى الْمَعْذُورِينَ
ابن عابدين 1\306-7
فِي الْخُلَاصَةِ مَرِيضٌ مَجْرُوحٌ تَحْتَهُ ثِيَابٌ نَجِسَةٌ، إنْ كَانَ بِحَالٍ لَا يُبْسَطُ تَحْتَهُ شَيْءٌ إلَّا تَنَجَّسَ مِنْ سَاعَتِهِ لَهُ أَنْ يُصَلِّيَ عَلَى حَالِهِ، وَكَذَا لَوْ لَمْ يَتَنَجَّسْ الثَّانِي إلَّا أَنَّهُ يَزْدَادُ مَرَضُهُ لَهُ أَنْ يُصَلِّيَ فِيهِ بَحْرٌ مِنْ بَابِ صَلَاةِ الْمَرِيضِ