İçeriğe geç
Veciz Fetvalar
Muhtelif Konular

Haber-, Âhadın Delil Olması

YazıEditörGörüntülenme:6

Âlimlerin çoğunluğu, Peygamber(s.a.v.) efendimizden naklolunan haberleri, râvilerinin adedinin az veya çok olması ve bize nakl edilme yönüyle iki kısma,  hanefilerde üç kısma ayırmışlardır.

 

1-Mütavâtir hadis:  Aklın ve âdetin yalan üzere birleşmelerini imkansız gördüğü bir topluluğun, senedinin başından sonuna kadar yine kendileri gibi bir topluluktan rivâyet ederek Peygamber(s.a.v.) efendimize dayandırdığı hadislerdir.  Bu topluluğun adedinin 4, 5, 10, 12, 20 ve hatta kırka kadar çıkaranlar vardır.

Bütün âlimler, bu çeşit hadislerin subutu kesin olduğundan böyle hadislerle amel etmenin gerekli olduğunu, hükümlere delil olacağını ve teşriye de masdar kılınacağı görüşünü savunmuşlardır

 

2-Meşhur hadis:  Peygamber(s.a.v.)’den bir topluluğun değil de bir veya iki kişinin rivâyet ettiği, fakat tâbîn ve tebe-i tâbîn asrında yalan üzerine aklen ve âdeten birleşmeleri imkansız olan topluluğun rivâyet etmesiyle mütavâtir olan hadislerdir.

Hanefiler, her ne kadar mütevâtir gibi subutunu kesin görmeyip kesin gibi kuvvetli bir zannı ifade eder deseler de, bu çeşit hadisle amel etmenin gerekli olduğunu, hükümlere delil olacağını ve teşriye de masdar kılınacağı görüşünü savunmuşlardır. Hanefiler, bu çeşit hadisleri mütevâtir hadis gibi kabul etmişlerdir. 

 

3-Âhad hadis: Peygamber(s.a.v.)’den tevâtür tarifine ulaşmayan  bir veya iki kişinin rivâyet ettiği, ne tâbîn ve nede  tebe-i tâbîn asrında mütevâtir ve meşhur olmuş hadislerdir.

 Hanefilerin dışında kalan âlimler hadisleri mütevatir ve ahad olmak üzere iki kısma ayırmışlardır.  Hanefiler meşhur hadisleri de bu ayrıma tâbi tutmuşlardır.

Âhad hadislerle amel edilmesinin vacipliğinde ve hüküm çıkarmada delil olarak alınmasında âlimler arasında hiçbir ihtilaf yoktur.  Bunun delillerini âlimler şu şekilde getirmişlerdir:

 

1-Kur’an-ı Kerim’den delil:  “Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir.  Onların her kesiminde bir gurup dinde(dinî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.”(1)  Allah bu âyette müminlere, ilim öğrenmek ve nasihat etmek için, her bir kesimden bir topluluğun geride kalmasına teşvik etmektedir. Kur’an’da geçen “tâife(topluluk)” kelimesi, lügatte bir kişi üzerine de hamledilir.  Şayet haber-i vâhid amelde delil olmasaydı, âyette geçen, dini ilimleri bilen insanın sakındırmasının bir faydası olmayacaktı. 

 

“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın….”(2)  Bu âyet, güvenilir ve adaletli bir kimse bir haber getirdiği takdirde bizim için hüccet olduğuna ve onu araştırmak lüzum olmadığına, fâsık bir kimsenin verdiği haberi ancak araştırdıktan sonra kabul edeceğimize dâir bir delil olmaktadır.

 

2-Sünnetten delil:  İbn-i Mes’ud(R.anh) anlatıyor:  “Resûlullah(s.a.v.) buyurdular ki:  “Benden bir şey işitip onu işittiği şekilde başkasına ulaştıran kimsenin Allah yüzünü taze kılsın.  Zira, kendisine ulaştırılan öyleleri var ki, bizzat iş,itenden daha iyi kavrar.”(3)  Bu hadisde Peygamber(s.a.v.) efendimiz, hadisinin işitilmesine, ezberlenip başkasına nakledilmesine davet etmektedir.  Eğer ki, haber-i âhad delil olmasaydı bu davetin bir manası olmayacaktı.

 

 

Peygamber(s.a.v.), bir kısım meliklere onları islama davet etmek için elçilerini, yine bir kısım sahabileri, islam ahkam ve şeriatını öğretmek  için başka beldelere gönderdi.  Onlar fetvâda, kazâda ve davâlılar arasındaki haklıyı tesbit etmede Peygamber(s.a.v.)’i temsil ediyorlardı.  Bu insanların sözlerini orada yaşayanlar kabul etmek zorundaydı.  Eğer haber-i vâhid delil olmasaydı, Peygamber(s.a.v.) bu elçilere bu işleri emretmezdi.

 

3-Sahâbeden delil:  Sahabilerin Haber-i vâhidi delil olarak kabul etmesinde icmâları vardır.  Bunun bir çok örneği vardır.  Hz. Ebu Bekir(r.anh) neneye mirasta altıda bir vermesi, Hz. Ömer(r.anh) kocanın diyetinden karısını vâris kılması, mecûsiden cizye alması gibi hükümler ahad hadislerle sabit olmuştur.  Diğer sahabilerin kendilerine ulaşan ahad hadislerle amel etmesi de böyleydi.

Müslim(4) ve Ebu Davud’un(5) Hz. Enes (r.ahh)’tan rivâyetine göre sahabenin bir kısmı sabah namazını kılarken, rükûda bir adam gelip onlara kıblenin Beytü’l Makdis’den mekke’ye çevrildiğini haber vermiş, onlar bu haber üzerine Kabe’ye yönelmişlerdir. Bunun gibi önemli bir meselede tek kişinin haber vermesiyle sahabelerin amel etmesi, haber-i ahadı delil olarak aldıklarını göstermektedir.

 

Sahabe, tâbîn ve bu ümmetin selefleri Haber-i ahadın delil olarak alınması hususunda icma etmişlerdir.  Yukarıdaki bütün naslar, haber-i ahadın dinde hüccet olmasını ve kendisiyle amel edilmesininin gerekliliği hususunda delil olmaktadır.  Müslümanlar üzerine vâcip olan  Peygamber(s.a.v.)’den geldiği sabit olan haberleri kabul etmektir.(6) 

 

 

_____KAYNAKLAR_____

1-Tevbe-122

2-Hucurât-6

3-Tirmizî, İlim-7

4-Müslim, Mesâcid-15

5-Ebu Davud, Salat-206

6- El- Vecîz Fî Usûlü’l Fıkh, Zeydânî, 169-176

Muhtelif Konular bölümünden