Besmelenin dini, ferdi ve içtimai hayatımızdaki önemi nedir?
CEVAP:İslamiyetten önce müşrikler, ilahlarının isimleriyle başlarlar ve Lat’ın ismiyle veya Uza’nın ismiyle derlerdi.Hatta yazılarında bismike Allahümme dedikleri de olurdu (İrabul Kur an Derviş 1/12). Peygamber (sav) de ilk başlarda kafirlerin tarzı üzerine bismike Allahümme (Allah’ım/Ey Allah isminle başlarım)yazdırırdı. Taki; ’’Binin ona.Yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır’’ (Hud:41) ayeti inene kadar böyle devam etmiştir. Daha sonra peygamber (sav) bismillah diye yazdırmaya başlamış, tâki İsra suresi 110. ‘’Deki ; (Rabbinizi) ister Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın.’’ Ayeti inince Bismillahirrahman diye yazdırmaya başlamış ve Neml 30. ‘’Mektup Süleyman’dan gelmekte, rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla başlamaktadır’’ ayeti inince de Peyğamber (sav) efendimiz artık bundan sonra Bismillahirrahmanirrahim yazdırmaya başlamıştır.
Allame Ebû Bekir Ettunûsî’nin naklettiğine göre, Allah(cc)’nun gönderdiği bütün kitapların başı besmele ile başlanıldığına ulema icma etmiştir.(Begavi 1/39, Ruhul Beyan 1/9, Ruhul Meani 1/39, İrabul Kur an Derviş 1/12)
Neml suresinin 30. Ayetinin ifadesiyle geçmiş ümmetlerinde besmelenin onlara öğretildiği ve kullanıldığı bilinmektedir. Sair enbiya (as) da hayırlı bir işe başladıklarında Bismillah diye başlarlardı.(Ruhul Meani 1/41)
Mushaf-ı şeriflerde iki türlü besmele vardır. Birisi sûre başlarında yazılan ve sûreden bağımsız olan besmele, diğeri Neml Sûresinin (Neml, 27/30) âyetindeki besmeledir. Bu besmelenin, Neml sûresinin bu âyetinin bir parçası olduğu açıkça bilinmektedir. Bundan dolayı besmelenin Kur’ân âyeti olduğunda şüphe yoktur ve bu durum, açık tevatür ile ve âlimlerin ittifakıyla kesin olarak bilinmektedir. Fakat sûre başlarında yazılan ve her sûreyi birbirinden ayıran ve kırâetin başında okunan besmeleye gelince: Bunun o sûrelerden birinden veya her birinden bir âyet veya âyetin bir kısmı veyahut başlıbaşına Kur’ân’dan tam bir parça olup olmadığı, Neml sûresindeki besmele gibi besbelli olmadığından bu besmelenin Kur’ân’dan olup olmadığı hususu, tefsirde ve usul ilminde bilimsel açıdan tartışmalı bir meseleyi meydana getirmiştir ki bilhassa iman, namaz ve kırâet konularıyla ilgilidir.
Said b. Cübeyr Zührî, Atâ ve İbnü Mübarek hazretleri besmelenin başında bulunduğu her sûreden birer âyet olduğunu söylemişlerdir ki, Kur’ân’da yüz onüç âyet eder. İmam Şâfiî hazretleri ve talebeleri ve İmam Ahmed de bu görüş üzerindedirler.
Diğer taraftan İmam Mâlik hazretleri sûre başlarındaki besmelelerin ne Fâtiha ne de diğer sûrelerden, ne de bütün Kur’ân’dan özel bir parça olmadığına ve Neml Sûresi’ndeki âyetten başkasında besmelenin Kur’ân olmayıp sûreleri birbirinden ayırmak ve teberrük (mübarek sayıldığı) için yazıldığı görüşünü ileri sürmüştür.
Hanefîlere gelince, bu mezhebin en sıhhatli görüşü şudur: Sûrelerin başındaki besmele başlı başına bir âyet olarak Kur’ân’dandır. Ve sûrelerin hiç birinin bir parçası olmayarak, sûreleri birbirinden ayırmak ve sûre başında teberrük olunması için inmiştir. (Elmalı tefsiri 1/36-37 İbn i abidin 2/193)
Kur’ân yazarken “Tevbe” sûresinden başka sûre başlarında BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM yazmak farzdır. Namaz dışında Kur’ân okumaya başlarken sûre başlarında ise “Eûzü-besmele” demek, âlimlerin çoğuna göre sünnettir. Bu cümleden olarak Atâ gibi bazı imamlara göre vacibdir. Yalnız “Tevbe” sûresinde besmele okunmaz. Kur’ân okumaya başlamak, sûre başından değil de ortasından veya sonundan ise “Eûzü-besmele” okumak mendubdur.
Besmelenin meali: Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Allah ismi şerifi, sırf Allah için kullanılan, başkasına isim olması caiz olmayan, özel mukaddes Zat, Vacibü’l Vücud için konulan bütün isim ve sıfatları kendinde toplayan zati bir isimdir. Kimi ulemaya göre, İsmi âzamdır.
Rahman ismi şerifi, faglânü vezninde mübalağa sıfatıdır. Rahmetinin her bir şeyi kapsadığını, kimi ulemaya göre dünyada rızık vermede ve yaratmada mümin ve kafiri içine almaktadır.
Rahim ismi şerifi feîlün vezninde mübalağa sıfatı olup, devamlılık ifade eder. Kimi âlimlere göre, bu ismi şerif, dünyada başarıya ulaştırmada, cennet ve rü’yetullah ile sadece mü minlere hastır. Nitekim duada söylendiği gibi yâ Rahmane’d-dünya ve Ya Rahime’l ahireti bu manayı ifade etmektedir.
Her iki ismi şerifte kimi alimlere göre merhamet etme ve acımada aynı manadadır,Allah’ın hayrı ehline irade etmesi rahmetin bir göstergesidir. kimine göre Rahman acımada daha mübalağayı ifade eder.Mücahid’den naklolunduğuna göre Rahman, dünya ehline, Rahim ahiret ehline hastır.(Saglebi 1/27-28)
Rahman, yaratılmışların umumuna rahmetini, acımasını ve rızklarını ulaştıran, facirlerin fıskından dolayı rızkını kesmeyen, takva sahiplerinin takvasından dolayı rızkını ziyadeleştirmeyen,aksine dilediği gibi rızkını veren, Rahim ise hususi olarak rahmetini ulaştırandır.(Ruhul beyan 1/10, Begavi, 1/38)
Taberinin ifade ettiği gibi Allah cc Nebi’sine yapacağı bütün işlerden önce besmele çekmesini istemiş, besmeleyi kendisine ulaştıracak bir yol ve onu ümmetine sünnet kılmıştır. (Taberi 1/52)
Besmele Allah(cc)’yu anmaktır ve bir zikirdir.
Peyğamber (sav) efendimiz yemesinden içmesine, giymesinden üstünü çıkarmasına, eve girip çıkmasına vs. bütün işlerinin başlangıcında besmele çekmiş veya besmele/Allah’ı zikr içeren dualar etmiştir.
Besmele söylemek, her şeyden önce O’nu anarak başlıyorum, Allah’tan bütün işlerime yardım etmesini taleb ediyorum. Çünkü O her şeye gücü yeter demektir.
Kırâetten başka diğer önemli ve İslâm’a uygun işlerde veya ile başlamak işin önem derecesine göre ya mendub veya sünnet veya vacibdir. Bu konuyla ilgili uzun uzadıya açıklama kırâet ve fıkıh kitaplarına aittir.
Lütuf ve ihsanı herkesi ve herşeyi kuşatan Allah (c.c.), büyük dostu şanlı peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz’i “Ve Sen büyük bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem, 68/4) ve “(Ey Muhammed), Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107) şereflendirmesiyle bahtiyar kılmak için “Ruh-i emini = Hz. Cebrail’i” ile “hakk-ı mübinini = her şeyi apaçık açıklayan Kur’ân-ı Kerim’i” indirirken herşeyden önce onun seçimine, ıslahına ve terbiyesine önem vermiş. İlâhî yardıma mazhar kılmış ayrıca kendisine bağlılığını göstermek ve ilâhî ismini öne almak sureti ile başlamanın kutsal edebini öğrettiği gibi, bunu tatbik etmek için de bütün gönülleri ümidin başlangıcı ve emellerin en son noktası Rahmân olan Allah’ın yardımı ve Rahim olan Allah’ın rahmetini varlık âleminin bütün görüntülerinin en büyük kanunu bulunan ilâhlık ve kulluk ilişkileri altında, apaçık bir dil ile Allah’ın birliğini ifade etme, gayet kısa ve kısa olması ile birlikte son derece derli toplu ve olağanüstü akıcı ve açık bir beyan üslubu içinde özetleyen düsturunu, her şeyin bir anahtarı gibi ihsan etmiş ve sonra bu kanunu ve bu edeb ve terbiyeyi bütün İslâm ümmetinin kitapları, yazıtları, Kur’ân okumaları, nutukları ve diğer önemli işleri ve ihtiyaçlarının başında iktibas edecekleri ve uyacakları kıymetli bir gelenek kılmıştır. Gerçekten Resûl-i Ekrem Efendimiz’in hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurulmuştur: “Besmele her kitabın anahtarıdır”. Bundan başka “Besmele ile başlanmayan her mühim iş sonuçsuz kalır.” Mutlaka Allah Teâlâ’nın ismi ile başlanmayan herhangi bir iş, onun yüce huzuruna sunulamaz, sunulamayınca da sonuçsuz, tamamlanmamış kalır. (Elmalı tefsiri1/61)
“Besmele ile başlanmayan her önemli iş sonuçsuz kalır.” (Münavî, Feyzu’l-Kadir, V/13. Müsnedi Ahmed 14/329)
Üstad Bediüzzaman Hazretleri Sözler adlı kitabında 1. Sözde şöyle demektedir;
"Bismillah" her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır. "Bismillah" ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle. Şöyle ki:
Bedevi Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabîle reisinin ismini alsın ve himayesine girsin. Tâ şakilerin şerrinden kurtulup hacatını tedarik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi. Diğeri mağrur... Mütevazii, bir reisin ismini aldı. Mağrur, almadı... Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir katı-üt tarîke rast gelse, der: "Ben, filan reisin ismiyle gezerim." Şaki defolur, ilişemez. Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.
İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise, bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hacatın nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî'si ve Hâkim-i Ezelî'sinin ismini al. Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.
Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete rabtedip Kadîr-i Rahîm'in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur. Devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervası kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
Başta demiştik: Bütün mevcudat, lisan-ı hal ile Bismillah der. Öyle mi?
Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi. Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir. Devlet namına hareket eder. Bir padişah kuvvetine istinad eder. Öyle de her şey, Cenab-ı Hakk'ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç, "Bismillah" der. Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Her bir bostan, "Bismillah" der. Matbaha-i Kudret'ten bir kazan olur ki; çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar "Bismillah" der. Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere, Rezzak namına en latif, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, "Bismillah" der. Sert olan taş ve toprağı deler geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey ona müsahhar olur. Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemal-i sühuletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salabet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yı Musa (A.S.) gibi فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine imtisal ederek taşları şakk eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer aza-yı İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَا نَارُ كُونِى بَرْدًا وَ سَلاَمًا âyetini okuyorlar.
Madem her şey manen "Bismillah" der. Allah namına Allah'ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi "Bismillah" demeliyiz. Allah namına vermeliyiz. Allah namına almalıyız. Öyle ise, Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız...
Sözler (1. SÖZ)